Katagoriler
 Dr.Hamza Menir,KUTSAL KADEH (İSMİ AZAMIN PEŞİNDE…)

 

 

KUTSAL KADEH, (İSMİ AZAMIN PEŞİNDE…)

 

“O öyle yüce bir addır ki ruhani dünya aşkla yanaşır onu söyleyene.En büyük acılar onunla diner,en olmaz denen şeyler onunla olur.Kurak gönül toprağına o adla yağar ansızın sonsuz aşkın tanımı olanaksız nur yağmurları sessizce.”

 

Bir gün gelir beklediğim  tüm güzel umutlar apak bir gümüş kupanın parlaksılığında doğar gönlünce…Her şey yeni baştan bürünür yepyeni yaşamlara…Ne sıkkın bir  ben kalır özünde senlice olanın çalınmış karasından ne yap boz oyunundan bir iç burukluğu…

 

Alır başımı giderim anlamayan algılamayan kendi sorunları kaygıları ile bir yaşam sürmekten sevgi aktarmaya gücü kalmamış dost çevresinden…Yepyeni bir yaşam beni bekler yepyeni…Ne kilosu ne yüz kırışıklığı,ne saçlarında ak olmuş zaman anımsatmalarının kederi…

 

Kadife bir gün ıpışıl bir renk sunar o an belki de…Bir sevinç çarpar yüreğe…Özlemle beklenen bir sevgilinin sımsıcak cana yakın aşka susamış gözlerinde…Bir ceylanın ürkek bakışındaki büyüleyen güzelliğinde bir hayat başlar ışıktan bir dünyada yeniden…”

 

Karaladığı notlar arasında bir beklenti biten bir yaşamda bambaşka bir dünyaya görkemli bir kazanımla adım atma dileği…İnsan doğasında var olan ve hiçbir koşulda tükenmeyen ölümsüzlük sırrını yakalama tutkusu…

 

Uzun soluklu bir çabadan sonra geçmiş sufi bilgelerinin Yasin süresinde bulunan ve şifreli olarak verilen “ismiazam”ı bulmaya karar vermişti bile…

 

Bunun için hazırdı…Tanımadığı birine bir şekilde aşık olan ve bundan asla kurtulamayan bir aşığın konumuyla örtüşmekteydi araştırma tutkusu…Biten her aşktan geriye kalan acılar;bir türlü gönül penceresine açılmayan beklentilerine ulaşamamanın biriken çaresizliği…Her gün hangi uğurlu,uğursuz bir haberle doğduğu belli olmayan güneşin nice beyaz umutları siyaha boyama kederi…Her şey çok farklı olacaktı o adı bulduğunda…

 

Ne aşklara koşacaktı ışıktan bir dünyada…Aşk ışıktı,insanlar ışıktı,cinler,ruhaniler,melekler hep  ışıktı…Allah da kendini nur olarak tanımlamaktaydı…Bir nur…Yeri ve göğü aydınlatan bir nur…Her alemde her ışıktan bir dünyada her atomda her zerrede her yerde bir nur…

 

Hangi yaşam mertebesindeysen yanı başında aşkın rengi boyası…Atom kendi kanununca bir dile sahip bir bedene bir zikre biraz aşka…Nura kapkın her şey…Her varlığın kendine özel dili nur olan Allah’a bağlı bir hat…

 

Melekler aşkla evren aşkla yıldızlar ve her alemin yaşam sürenleri aşkla kendinden geçmekteler…Yağmur ıslaklığında yoksul hayatların varsılı duyguları yanı başında esin ve ümit çiçeği olarak büyüten bir algı süreği…Her dalgada daha bir hırçınlanan coşkun ve sonsuz duygu denizinde sahile vuran yorgun ümitlenişler…

 

Her şey güzel olacaktı artık…Işıktan bir dünya içinden parlak simalı Yusuf yüzlü ruhaniler gelecek onlarla sırlar dünyasına açılacaktı taptaze bir aşkın, salaş yapraklar altında gözlerden akan aşk nurunun yağmurları altında ıslanıp büyümek tutkusuyla çağlayan ve gönül sahrasına bereket gibi akan bir algının gel gitlerindeki giz gibi… 

 

 

Allah ona armağan olarak tanımsız bir kavrama sezme araştırma doyumsuzluğunu boşu boşuna armağan etmemişti…Yaprak düşmezdi O dilemeden…Her atomun her yazgının yazanıydı…Bu istek de ondandı çok iyi biliyordu…Engin denizlerde mercan bulma çıkarma özlemiyle mavi denizlerin yüz perdesini açıp derinlerindeki güzelliklerine yolculanan bir dalgıç gibi dalıp gidiyordu karşı konulmayan tutkuyla duygu denizinin çalkantılı dalgaları arasında kulaç kulaca bambaşka yaşamlara açılma özlemi yüreğinde…Ama nereye?Hangi sahilde bitecekti bu serüven…

 

Süryanice yazılı Celcelutiye’nin sırlarına açılmaya karar verdi…Kıyamete dek olacak işler şifreli,sırlı bir şekilde sıralanılmaktaydı…Mollaların : “İslamda böyle şeyler yok.”

Diyerek kesip attıkları şeyler bal gibi de vardı burada…İlk kez “ismiazamın” tılsımına yer veriliyordu…Celcelutiye’ye iman eden ruhanilerin adları vardı…

 

Vefki incelerken dehşetli bir şeyle karşılaşmıştı…Fatiha’da olmayan harflerin sırrı…Yedi ayetten oluşan Fatiha’nın sırrı olmayan bu harflerde mi gizliydi…

 

Pazar (fe), pazertesi (  cim ), Salı (zı) Çarşamba ( şin ), Perşembe (se   ) , Cuma  (hı   ) , Cumartesi ( ze )’nin harflerini araştırmaya koyuldu…Her bir günün harflerine uygun düşen Allah’ın adlarını buldu…Bu adların sırrı   neydi?Neden her güne bir harf uygun düşmekteydi?

 

Bunlar neden Fatiha’da olmayan ve tümü Enam süresinde olan harflerdi? 

 

Hangi gün hangi harflerin alemlere tasarruf ettiğini saptadıktan sonra seri bir şekilde  Fatiha’nın uğurlu duasına geçti…Celcelutiye ve Fatiha’nın özel duaları içinde her güne bakan ruhaninin adlarını görünce içi içine sığmadı…

 

Artık zamanı gelmekteydi bazı şeylerin…Kelimeyi tevhidi , Allah adını incelediğinde bu iki adın da haftanın yedi gününe özenle yerleştirildiğini gördü…

 

 

Sırlar Kitabına yeniden göz attı…Aradığını bulmuştu…Evet,bin yıllardan beri aranan adı bir “seyit” veli dolaylı olarak açıklıyordu:Şeyh Emir Sultan.

 

Seyit Ahmet Buuni Hazretleri bu adla bütün cinlere,insanlara,hayvanlar alemine hükmetmişti…Yoğun bir riyazetten sonra bu adın görevli ruhanilerinden dördünü kendine bağlamayı başarmıştı…

 

Kırklardan olan ve yaşamayan bir bilgenin emanet kitapları elindeydi…Özel notları vardı adlarla ilgili…Doğruluğunu test etmek için Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri’nin verdiği bilgilerle test etti…Evet bütün izler Yasin süresindeki bir ayeti gösteriyordu…

On altı harften meydana gelen bu ad neydi?Neden on altı harften meydana gelmekteydi?

 

Kırklardan olan ve yaşadığı bölgede “deli” lakabıyla anılan,cinlere hükmeden,devasız pek çok hastalığı duayla tedaviye vesile olan bu gizemli sufi epeyi şeyler yazmıştı…

O da aynı adı söylüyordu..

 

“Yasin süresinde sır hem ne sır var…Yetmiş defa Yasin diyerek başlar…Yetmiş uygundur Ahir  zaman Nebisine,yetmiş ay gibi doğmakta sessizce…On noktalı harflerin ikisi altta ikisi üste…Söylemeden önce tut güzel bir niyet…Ver gönlünü sessizce Hakka…

 

Tam kırk gün halktan kopuver…Arın bütün dertlerden,zevklerden…Bembeyaz bir elbise giy her zaman…Hayvansal gıda yeme…Kırk gün oruçlu kalmayı göze al…

Oku adın sırlara açılma duasını…Aşkın ateşine yan….Dayan her sıkıntıya sen…Dayan her güçlüğe…Bir kapı aralanacaktır sana yirminci günde…

 

Kırklar yoldaşı bilge….Öleli çok olmuş…Bütün bilgileri karalama notlarında ortaya konulmuş…Yakın olanların uzak olduğu bir topluluk içinde “deli hoca” unvanıyla anılmış…

 

Genç bilim adamı bütün bilgileri sentezleyerek ortaya ismiazamın çatısını çıkarmıştı…Evet artık çok emindi…On altı harfli ayet “selamun kavlen min rabbirrahim.” Ayetiydi…

 

İçinden şükür secdesi etme coşkusu geldi…Hızla dışarı fırladı…Caddelerde insanlar yürüyordu,mutlu mutsuz insanlar…Kendi de onlardan biriydi…Ama onların algılarının dışında bir başka algı daha vermişti Hakk…İçinde tutkuydu her sırra ulaşmak…Ümit ümit dökülen her acının bir çaresi olacaktı bu ad…

 

Allah onunla cennettekilere seslenmekteydi…O ad Allah’ın sesiydi…Yıllarca yaptığı araştırma sona erdiğinde Allah’ın kudretiyle dopdolu olmanın haklı sevincini yaşamıştı…

 

Bir dünyaya açılacaktı artık…Yepyeni bir dünya…Ne biten aşklara üzülecekti artık ne de çevresizliğe…Yanında ruhani kardeşleri olacaktı her zaman…Nereye yönelse kendinden önce orada toplanacaklardı…Düşmanlarına zarar verip dostlarını kucaklayacaklardı…Artık Allah’ın nuru içinde kaybolacak,her gece ne aşklara yanacaktı anlatılması olanaksız olan…

 

Kırklar bölüğünün sırrı olan gizemli velinin karalama notlarını özenle okumaya koyuldu…Şifreler verilmişti…Normal birinin hiçbir zaman algılayamayacağı kozmik şifreler…

 

Belli bir sayı dizini olmalıydı…Okuyanın adının harf sayılarının ebcetsel toplamı,söz konusu adın ebcetsel değeri bir de meleklerini büyüleyen mıknatıs gibi kendine çeken,her günün karşılığı olan ebcet grubu harflerinin sayısı…

 

 

“Ayetin ebcetsel sayı değerini hesapladı 818. Kendi kendine “Çok ilginç sondan da baştan da okusan aynı.” Diye söylendi…Sayıyı bir kenara not etti…Bu adın ayetlerinin yayılıp kırılması yoluyla ruhları ruhanileri çeken ve büyüleyen bir sayıyı aradı…

 

Seyit Ahmet Buuni  Hazretlerinin izini sürdü ve bu ayet için ön gördüğü sayıları özenle algılamaya çabaladı…Karşısında 432 sayısı çıktığında bundan oldukça etkilendi…

 

Kırk gün riyazet yapıldığında acaba neler olup bitecekti…Kutsal kaseden bir aşk şarabı içenlerden büyük sırrını kalpte yaşayanlardan olabilecek miydi?Bir yere çekilip kırk gün iç ve dış arınması yaparak her gün 432 kez bu adı anıp bu halvete özel duayı okuyarak sırları elde edebilecek miydi?

 

Kırk gün içinde hiçbir şekilde hayvansal gıda yemeden kalmak çok zordu…Ne olup biteceği pek belli değildi…Halvette her gün okunacak dua şöyleydi:

 

“Allahumme leyse fis’semavati zevatin vela fil ardi gamaratin vela fil cibali medaratin vela fil bihari kataratin vela fil uyunil huzati vela fil nufusi hataratin illa vehiye bike delatin ve leke şahidetin ve fi melekike mutahayyiretin eselüke bi teshirike li külli şeyin en tuvaffikni lima yürdile ve entel müstean ve aleyke tekelan vela havle vela kuvvete illa billal aliyyül azim ve sellallahu ala seyyidina muhammedin ve ala alihi vessahbihi vessellem….”

 

Sırlı bir yaşamın yepyeni elerlinden tutup uzanmak sonsuz nurlar diyarına…Karabasanlı hayatın düşlerinde olmamak ve hep yeşermek ümit ümide her yaş kuşağında…Yaşlanmanın dert olmaktan çıkması o güzel nur ülkesinin sırlarını görerek…Susmak dışı kan ağlarken içi hep gülerek…

 

Halvette yirmi gün dolduğunda ismiazamın görevli ruhanilerinin gelmesi…Onlara hiçbir şey demeden gönlünü Allaha verip zikre devam etmek…Her gece bir takıp acaipliklere tanık olmak…Ve kırkıncı günün gecesinde ayetin nurdan bir güneş gibi doğması…Her bakılan yerde o yüce adın yazılı oluşu…Ruhanilerin selam vererek gelmeleri…Ve onlarla dilenen zamanlarda görüşebilmek için ismin özel şifresinin verilmesi…

 

Genç adam ötesel aşkların yaşandığı sırlar dünyasına açılmaya,kutsal kaseden aşk şarabı içmeye ve Allah’ın yarattığı nurlarla konuşup hep ilahi güzellikleri izlemeye kararlıydı…

 

Ev ıssız olacaktı…Beyaz elbise giyilecekti…Halvette sürekli olarak Allah’ın isimleri zikredilecekti…Günlük,cavi gibi tütsüler yakılacaktı…O sırlar dünyasına adım atıldı mı her şey bambaşka olacaktı…

 

Gerdeğe girenlerin heyecanı gibi bismillah diyerek halvete adım attı…

 

Dr.Hamza Metiner

 

Yasal Uyarı: Site ve yazar adı vererek de olsa kısmen ya  da tamamen başka bir yerde yayımlanamaz.Aksi davranışlar hukuki sorumluluk kapsamındadır.

 
  Copyright Celcelutiye.com © 2008 - 2014
Hersey Sevmekle Baslar..