Katagoriler
 BİN YILDA GELEN BİR GAVSUL AZAM:ŞEYH OSMAN NURİ BAĞDADİ (R.A) -1

BİN YILDA GELEN BİR GAVSUL AZAM:ŞEYH OSMAN NURİ BAĞDADİ (R.A)

Hazreti Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretlerinin Nakşibendilik geleneğine bağlı  tarikatı, Şeyh Osman Siraceddin hazretleri ile başlamakta.Şeyh Osman Siraceddin Hazretleri ise Mevlana Halidi Bağdadi Hazretlerinin halifelerinden biri…

Bu araştırmada silsiledeki evliyalar için kronolojik bir sıra takip ederek metni yazmayı yeğledik.Çalışmamızda çok sınırlı olan kaynakları referans aldık.   

Dünya tarihinde ilk kez üzerleri örtülü olan ve bin yıllar içinde ortaya çıkan gerçek bir gavsul azamı her yönüyle  sizlere tanıtmaya çabaladık. Gavsul Azam Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretlerinin tarikatını, tespihini,hayatını,sır perdesiyle örtülü dünyasını, neden bin yılda bir gelen bir gavs olduğunu irdeleyerek sizlerin istifadesine sunduk…

Hazreti Gavsul Azamın tarikat silsilesi Nakşibendi…Kolun ilk ismi Şeyh Osman Siraceddin Tavila Hazretleri.Seyyit bir nesilden gelmekte. 

KUTBUL AZAM SEYYİT ŞEYH OSMAN SİRACEDDİN TAVİLA (K.S)

Yıl 1781. Halim bin Abdullah ve sevgili eşi Halime Hanımefendi ailesinde büyük bir sevinç var…Dokuz ay on gün beklenen konuk dünyaya ayak basmış…Halim bin Abdullah biricik eşi Halime’den dünyaya gelen erkek çocuğu için şükür duaları yapmakta…Nur topu gibi pırıl pırıl bir çocuk…Sakin yaratılışı,tatlı bakışı ile herkesi sevince boğmuş…

Cebeli Himrin denen semtte derme çatma yapılar arasında gizli bir güneş dünyaya adım atar…Evler kerpiç, ahşap bir mimari yapısıyla yan yana dizili…Kadınlar su kuyusundan günlük gereksinimleri kadar su taşıma tasasında….Gündüzleri olabildiğince kendini sezdiren çöl sıcağı…Akşam kızıllığı ile insanlar yavaş yavaş sokakları şenlendirmekte…

Halim bin Abdullah’ın evinde bayram havası var…Kerpiç odaların kapıları deri ve benzeri bir kumaşla örtülü…Desenli işlemeler,kadınsılığın gereği sayılan kumaş süslemeler,bu evde de egemen…Irak. Cebel-i Himrin semti…Abdullah Efendi’nin evi…Gaz lambası, nazlı alev ışığıyla kerpiç evin duvarında belleği renklendiren düşsel izler bırakmakta…Dinsel kuralların hakkıyla yaşandığı bu kerpiç evde insanı bütün içtenliğiyle sarıp sarmalayan bir ruhani sıcaklık hemen kendini sezdirmekte…Bu ev herhangi bir ev değil…Hazreti Muhammet Aleyhi selamın öz torunlarının evi…Her tarafta pırıl pırıl bir ruhani sır var…

Seyit Abdullah Efendinin soy şeceresi, Hazreti Hüseyin’e (r.a) uzanmakta…Pırıl pırıl siması sakin yaratılışından kaynaklanan duruşu,insanın yüreğine işleyen bir sıcaklıkla sarıp sarmalayan etkili bakışı,her haliyle derin düşünceleri sinesinde barındırmanın dalgın bedensel dili… Kendinde egemen olan gözleri ayak ucunda olan  yürüyüş şekli… Osmanlı Türkiye’sinin sıkıntıda olduğu bir tarihsel dönemden bu coğrafyaya uzanan sıkıntılı hava…

Seyit nesle özel cömertlik Abdullah-Halime ailesinde tam anlamıyla zirveye ulaşmış…Birbirlerini aşkla seven bu çiftin mutlulukları evlerine gelen konukların yeme içmesine bağlı gibi… Evin dış kısmında taşlar ve kerpiçlerle yapılmış ocakta Halime tanrı vergisi cömertliğiyle o yöreye özel yemekleri özenle ve ustaca pişirmekte…Seyit nesle büyük bir sevgi gösteren dindar çevreler, ailenin soy ağacının kutsallığını dikkate alarak Abdullah Efendi ve ailesini özel şekilde ziyaret etmekte…

Esmer tenli ,kahverengi karışık siyaha çalan göz renkli çocuğa ezanla verilen ad:Osman’dır.Yıllar bir su gibi akar.Osman beş altı yaşlarındayken Abdullah-Halime çifti biricik oğullarına iyi bir eğitim-öğretim ortamı sağlayabilmek için Tavila köyüne göç ederler…Palmiye ve hurma ağaçlarının çöl sıcağına gölgelik ettiği şirin bir köy…Köy halkı oldukça dindar…Bu algı Tavila’ya gizemli bir sıcaklık katmış…Bu sıcaklık çöl sıcakları gibi kavurmaktan çok kederli gönülleri coşturmak için…Her tarafta ruhani bir hava üfül üfül esmekte…

Gözleri sürmeli Arap kızları gümüş takılı…Doğaları gereği kınaya da estetik açıdan büyük önem vermekteler…Avuç içleri, özel,nitelikli kına ile boyalı…Kadınların giysileri Hint coğrafyasındaki kadınlara benzer yapıda…Çarşaf orta ve ileri yaştaki kadınların giysi seçkisinde önemli bir yere sahip…Bu örtü çöl coğrafyasının sıcaklığıyla birleşince bolluk kadınların giysi seçkisinde ön plana çıkmakta…Küçük kızlar çoğunlukla bu tarz örtüyü yeğlememekte…Belki de doğaları gereği yeniliğe adım atma dilekleri onları böyle bir seçkiye itmekte…

Tavila’da kadın ve erkekler yan yana yürümemeye büyük özen göstermekteler…Cahiliye Araplarının diri diri kız çocuklarını gömdükleri çağdan armağan olan ve çağdaşlıkla bağdaşmayan bu yapı kadın erkek ilişkilerinin her aşamasında kendini göstermekte…Kızlar yetişkin kadınlarla konuk olmaya gitmekte…Erkekler olabildiğince kadınla yan yana durmamaya büyük özen göstermekte… 

Hurma ağaçlarının köye gelir kaynağı olduğu bu coğrafyada deve önemli bir binek hayvanı…Renk renk kumaş desenleri ile bezenmiş deri işleme ile süslenmiş develerin çıngırakları çöl sıcağının akşam neşesini haykıran bir unsur…Devenin sütünden,etinden yararlanan Tavila köy sakinleri develeri çocukların oyun dünyalarına renk katan bir binek olarak da kullanmaktalar…

Çadırlar arasınca uzanan semt pazarlarında yok yoktur…Hint kumaşları,kesme şeker,bin bir çeşit baharatlar,kadınlar için tasarlanmış çok özel gümüş takı işlemeler,erkekler için birbirinden güzel sigara tabakaları,emzikler,tütünler…Gümüş işlemeli kamalar,kılıçlar…Arıcılıkla uğraşanlar için balmumu…

Beş altı yaşlarına adım atan Osman, armağan bir çocuk…Akranlarında olmayan çok parlak,üstün bir dehaya sahip…Küçük sarığı omzundan sarkık,cübbeyi anımsatan bol kumaşlı bir örtü ile Kur’an öğrenmek için medresenin yolunu tutmuş…Parlak dehası sayesinde Kur’an’ı kısa sürede söken Osman kıraat,tecvit gibi ilimleri de tam anlamıyla kavramış…

Ergenlik dönemlerinde ailesinin de isteğiyle yatılı eğitim veren ünlü Hırpani medresesinin yolunu tutar…Hırpani medresesi,deneysel ve dinsel bilimin önemli bir adresidir…Pek çok ünlü bilge yetiştirmesi ile ünlenmiştir…Taş duvarları,abdest alacak yerleri,varsıl kütüphanesi,değerli bilge öğretmenleri ile Hırpani medresesi mükemmel bir eğitim-öğretim yeridir…

Osman,dürüstlüğü,üstün zekası ile öğretmenlerin dikkatini üzerine çeker…Dünya servetini amaç edinmeyen babası Abdullah ve annesi Halime’den kendine önemli bir maddi destek gelmez…Çünkü aile kanaatle  yaşayan,bereketi kılavuz edinen,kimseye ihtiyaç bildirmeyen bir yapıdadır…Seyit Abdullah tıpkı Efendimiz Aleyhi selam gibi dünyayı dilememiş,ötesel yaşam için çabalamış biridir…Yatılı eğitimin verildiği Hırpani medresesinde Osman’ın en zorlandığı şey,bilgi kaynağı kitapları satın alacak maddi imkandan yoksun oluşudur…Üstü deri ve muşamba ile kaplı,altı tahta olan yerel dilde “nalın” denen aptes alırken kullanılan bu ayakkabının taş tabanda çıkardığı ses kadar;Osman’ın belleğinde satın alma gücünden yoksun olduğu kitapları nasıl elde edeceği sesi egemendir…Kendi gibi varsıl olmayan orta gelir düzeyinden çok yoksulluğa yakın olan ailelerin yaptığı gibi o da çözümü,öğretmenlerin anlattıkları bilgileri yazma yoluna gider…Arapça’nın gizemi yoksul öğrenci Osman’ın sıcak yüreğiyle birleşir… Öğrenimi boyunca göreceği derslerin kitaplarını elle yazmayı yeğleyen Osman’a bu yolla bilgileri öğrenmeden kavrama fırsatı oluşturur…

Hırpani medresesindeki öğrenimini başarı ile tamamlayan Osman ruhsal olarak aradığı şeylerin bu yapıtlarda olmadığını düşünmektedir…Hırpani medresesinde zahiri ilimlerin bin bir rengiyle boyanan Osman,bilgiye susayan yüreğindeki açlığı doyuramamıştır…Kimi talebe arkadaşlarının ve sufi çevresinin etkisiyle yavaş yavaş kalbinde “sufizm” ateşinin tutuşmasına yol açar…Evet,o açtır…Çocukluk çağından,ergenlik dönemine;oradan delikanlılığa, öğrendiği bütün zahiri bilgiler yüreğindeki  yelkenlinin sonsuz mutluluk denizine açılmasına katkı sağlamamıştır…

Bir arayış başlar yüreğinde…Sımsıcak bir ateştir yanan sinesinde…Gizemli sufizmin sonsuz aşk ateşine yanmak,o bilgileri özümseyerek doyuma ulaşmak bir süre sonra karşı koyulmaz bir tutkuya dönüşür…

Yazgı Seyit Osman’ı yavaş yavaş kendi yoluna çekmekteydi…İçinde yanan sufizm ateşi karşı konulmaz bir şekilde yanınca,aile oluruyla Süleymaniye yoluyla Bağdat’ın yolunu tuttu…Hem zahiri hem de ruhani bilimlerin öğretildiği medreseye öğrenci olarak kabul edildi.Yeni medresenin adı da verilen sufizm eğitim-öğretimi kadar gizemliydi:

Geylani medresesi… Gavsul Azam’ın soyadını taşıyan Geylani medresesinde sufizm yoluyla ilgili pek çok bilgiyi özümsedi…Ama ruhundaki aşkı burada verilen bilgiler de doyuramamıştı…

Buradan ayrılarak Şeyh Abdullah Hırpani’nin medresesine gitti… Devrin en büyük aydınlatıcısı olan sufi bilgesi Mevlana Halid-i Bağdadi ile tanıştı…Mevlana Halid-i Bağdadi’nin çevresi binlerce öğrenciyle doluydu…Simasında insanı büyüleyen ve hücresine dek etkileyen ruhani bir çekicilik vardı…İlk karşılaşmada sevgi yollu kalpten kalbe sessizce dolan bir nur akışının gerçek sufizm olduğunu kavradı…Mevlana Halid-i Bağdadi yere inmiş bir güneşti sanki…Onun yüzündeki sırlı manaya,gözlerinden yansıyan ilahi kıvılcıma,çevreye yaydığı ruhani havaya aşık oldu…Yüzüne bakarak kendini kaybetme halleri yaşamaya başladı…Mevlana Halid-i Bağdadi’nin eliyle ashap efendilerimizin caddesinden başka bir şey olmayan Nakşibendilik yoluna öğrenci oldu…

Mevlana Hald-i Bağdadi akıl almaz kerametler pınarıydı…Az konuşan sürekli Allah’ın huzurunda durduğu belli olan akıl almaz ilimlerin bir önsözüydü…Kalpten kalbe sevgiyle akan aşk ilmi için  bir güneş gibi doğmuştu…Heybetli görselliği ile düşmanları gece gündüz hazreti şeyhin korkusunu savmak için uykusuz kalırlardı…Bilimsel bilgiye çok önem verirdi.Sünnete sıkı sıkıya bağlı idi…Onun hatmeyi hace toplantılarına devam etti…

Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri Osman’a hafi zikri öğretti…Seyit Osman bir yandan sufizm öğrenimine devam ederken bir yandan da o yolun temel zikir esması olan ve dil damağa yapışık olarak çalışılan “Allah” esmasına devam etti…Rabıtaya çok önem veriyordu…Mevlana Halid-i Bağdadi ile dopdolu olmuştu…Her yerde onu düşünüyordu…Kısa sürede sonsuz aşkın bütün esinlerini sinesinde duymaya başlamıştı…Beş binle başladığı “Allah” esmasını,mürşidinin oluruyla yirmi binleri aşkın  sayıda çekmeye başladı…Allah esmasına ilave olarak “nefyi ispat” dersine devam etti…İlahi aşkla sinesi yanıyor,cezbe halleriyle kendinden geçiyordu…

Mevlana Halid-i Bağdadi’nin (k.s) ilk icazeti zahiri ilimlerdeki başarısı için geldi…Seyit Osman kısa sürede zahiri bilgilerin tümünde zirveye çıkmıştı…Fıkıhtaki üstün yerinden dolayı Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri hazreti şeyhe bir ad verir:Fakih Osman.İki yıl sonra da kendine halifelik verildi.Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri Fakih Osman için şöyle dediği rivayet edilir:

“Ben gurbete ve meşakkate tahammül ettim. Bende makâmlar ve haller hâsıl oldu. Onları da benden Osman et-Tavilî aldı."

Mevlana Halid-i Bağdadi’nin kendi eliyle meyve çekirdeklerini diktiği tarla Fakih Osman için önemli bir geçim kaynağı sayılabilir…Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin ruhani teveccüh ve icazetiyle irşat olan Şeyh Osman bilge öğretmen Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretlerinin Şam’a göçmesi neticesine bağlı olarak köyü Tavila’ya döner…Oraya yerleşir ve evlenir…

Mürşidi Mevlana Halid-i Bağdadi’nin önerisi ile Nakşibendi usulünce öğrenci yetiştirmeye başlar…Kendisinde ismi azam sırları açığa çıkar…Her geçen gün ruhani derecesi hızla artar…Ünü ve kerameti Bağdat dışına taşar…Zahiri ve ruhani ilimleri birleştiren Şeyh Osman Tavili unvanıyla da anılmaya başlanır…Tavili unvanın verilmesinde en önemli etken içinden çıkılması güç olan dini kimi meseleleri tevildeki üstün konumudur.Bir diğer neden de yaşadığı köyün adıdır.

Şeyh Osman Hazretleri ,yaşadığı köyün fiziksel gereksinimi için de ön ayak olur…Çevrenin ağaçlandırılmasına çok önem verir.Bunun için su arklarının yapılmasına ön ayak olur.

Ünü bütün Osmanlı coğrafyasına yaylan Şeyh Osman Siraceddin Hazretleri’nin başta Irak olmak üzere İran içlerine uzanan bir coğrafyada yüz binleri aşkın öğrencisi olur…Ruhani cazibesi ile Hıristiyanlardan da binlerce insanın İslamiyet’i ve Nakşibendilik yolunu seçmesine vesile olur…

Osmanlı’nın denetimi altında olan Irak’ta Şeyh Osman Siraceddin Hazretleri öğretisinde devlet büyükleriyle iyi geçinme,onlara itaat kültürünü de yayar.Bu nedenle Osmanlı devlet adamlarınca da sevilmekte…

Şeyh Osman Siraceddin Hazretleri kısa zamanda kutbul azamlar arasına girer…Onun öğretisi Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretlerinden devraldığı Nakşibendi yoludur…Talebelerine ders olarak dil damağa yapışık şekilde yapılan “Allah” esmasını verir…Kelimeyi tevhit esması da bu zikir usulü arasındadır…Zaman zaman büyük ve küçük hatme yaptırır..

Sünnete sıkı sıkıya bağlı olan Şeyh Osman Siraceddin Hazretleri’ni görmek için dünyanın dört bir yanından insan gelir:Azeriler,Afganlılar,İranlılar,Suriyeliler,Iraklılar Osmanlı İmparatorluğuna bağlı ülkelerden de gelenler eksik değildir…

Tavila,hurma bahçeleriyle,meyve ağaçlarıyla yem yeşil bir köy…Tavila, sonsuz aşka yananlar için eşsiz bir belde…Şeyh Osman Siraceddin kendine özel ismi azamıyla gönülleri fethetmiş…Sessizliğinde derin sırlar saklı…Teveccüh halkasında gözlerini kapayıp ilahi arştan sonsuz nurları sinelere salmakta…Konuşmaktan çok susmayı yeğleyen,sözle değil halle talebe yetiştiren,gönülden gönle akan sevgi nuruna vesilelik eden silsileyi saadat halkasının bütün tavırları kendinde egemen…

Sakin yaratılışı,esmere yakın teni,bir seksene yakın boyu,hafifçe öne eğik duran başı,insanı Allah’a çeken eşsiz siması ile Şeyh Osman Siraceddin kalpleri fethetmekte…İnsanlar dünyanın dört bir yanından kerametli şeyhe intisap için yollara düşmekte…Kürt,Arap,Yahudi,Hıristiyan,Süryani gibi bütün ırklardan öğrencileri var…Her biri kendi kültürel kimliklerine uyumlu giysileriyle çok renkli bir tablo oluşturmakta…Ortak paydaşları hazreti şeyhe olan sevgileri ve bağlılıkları…Dergahında insanları kaynaştıran,şefkatli olmaya yönelten gizemli bir hava var…

Dergah kütüphanesi binlerce ciltlik yapıtlarla donanmış…Öğrenciler,dergahın gizemine uygun  bir ruh hali içinde…Kur’an ,hadis,fıkıh,kelam,tecvit gibi zahiri derslerin yanında sufizme ait dersler de okutulmakta…Uzaktan gelen misafirlere yemekler ikram edilmekte…

Hazreti şeyh kırk yıl boyunca dur durak demeden insanlara İslamiyet’i ve sufizmi anlattı.İnsanların aydınlanmasına vesile oldu…Bir arının büyük bir aşkla çiçeklerden bal özü damıtması ve bunları bal peteğine ustaca yerleştirmesi gibi hazreti şeyh de insanların dine ısınmaları,sufizm yoluna girerek kendi gerçekliklerine yönelmeleri için aşkla çırpınıp durdu….Aşiretler arasındaki kin ve düşmanlıkları giderdi,kan davalarını önledi,insanlar için hayırlı olan bütün hizmetlere öncülük etti…

Hazreti şeyhi gölge gibi takip eden bir isim vardı: Molla Hâmid el-Beysarânî.Özel bir yazma yeteneği olan Beyrasani, şeyhin sohbetlerini büyük bir ustalıkla yazıyordu… Arapça’yla yazdığı bu yapıta “Riyâdü'l-Müştakîn” adını koydu.Hazreti şeyhin oluruyla kitap olarak bastırıldı…Türkçe’ye çevirisi yapılmayan bu eserin asıl nüshası Bağdat Tavila’daki kütüphanededir.

Katip Beyrasani,  hazreti şeyh hakkında telif ettiği kitabına Riyâdü'l-Müştakîn adını verdi. Yine onun talebelerinden Muhammed es-Semrânî de telif ettiği kitaba Bârikatü's-Sürûr adını verdi.Hazreti şeyhin yanından hiç ayrılmayan diğer bir isim: Muhammed es-Semrânî.Bu sufi de hazreti şeyhin sohbetlerini kaleme alanlardan.Onun eserinin adı : Bârikatü's-Sürûr.

Hazreti şeyhin yazı andıran bereketli  ömrü sonbahara yaklaşmış…Sekseni çoktan geçmiş…Zayıfa yakın vücudu zikre bağlı bir nurla oldukça dinç görünümlü…Öğrencileri büyük bir aşkla çevresini kuşatmış…Elleri önlerinde bağlı,boyunları çoğunlukla yana bükük…Huzurunda sessizlik hakim…İnsanlar boynu bükük kalbe gömülme haliyle kendinden geçmiş bir şekilde hazreti şeyhin rabıtası ile meşgul…Bu dergahta her şey Nakşibendi yolunun usulünce…Cehri zikre,raksa yer verilmemekte…Yola biat edenlere de Nakşibendi usulünce zikir talim ettirilmekte…

Hazreti şeyh altmışa yakın halife yetiştirmiş.Bunlar arasında hazreti şeyhin sohbetine özenle devam eden oğulları da var: Muhammet Bahaeddin,Abdurrahman Ebul Vefa,Ömer Ziyaeddin,Ahmet Şemsettin.

Hazreti şeyh ömrünün sonuna doğru oğullarından iki ismi irşat eder.Bunlar: Şeyh Muhammed Bahâeddîn ve Şeyh Abdurrahmân Ebü'l-Vefâ.Topluluk huzurunda hem sözlü hem de yazılı olarak irşat vazifesiyle bu iki ismi görevlendirdiğini beyan eder.Bu durum hazreti şeyhin ne kadar Nakşibendi yoluna bağlı olduğunun açık bir göstergesidir…Oğulları irşat  görevindeyken kendisi de Allah’a teveccühle ömrünü geçirir…

Tarih 1867.Hazreti şeyh şevval orucunu tutmakta…Kutlu bir ay…Bayramdan sonraki  şevval ayının bereketi her yeri sarmış…Hazreti şeyhin  seksen altı senelik ömrü Salı günü sona erer… Dünyanın dört bir yanından insanlar akın ederler Tavilaya…Kazanlarda ısıtılan su…Yıkayıcı bir perde çekmiş…Şeyh Osman Siraceddin ceddine ve Siraceddin ismine (ışık,nur,ziya,kandil anlamlarında bir sözcük) layık bir halde nura dönmüş…Beyaz sakalları nura dönmüş…Kendisi de öyle…On binlerce insan huzurunda…Öğrencileri gözyaşına boğulmuş…Sessiz bir gemi gibi eller üzerinde bir kutlu tabut…Her canlı gibi ölümü tadan ve kendine asla ölüm yakıştırılamayan zamanın kutbu…

Hazreti şeyh yok yoksul günlerinden armağan kalan evinin bahçesine gömülür…Öğrencileri günlerce gözyaşına boğulur…Bağlılarının tek tesellisi seyit nesilden geriye irşatla görevli iki şahin bakışlı şeyhin kalmış olmasıdır…

Tavila’daki dergahın başına büyük oğullarından Şeyh Muhammet Bahaeddin geçer…

Şeyh Osman Siraceddin Hazretlerinin reddolmayan duası ölümünden sonra kabri başında da devam eder…İnsanlar onun kabri başında dua etmek için uzak beldelerden Tavilaya akın ederler…Hazreti şeyh Tavila’daki evinin bahçesinde sonsuz aşkla bir olup her sufinin kalbinde açan bir gül gibi olur…Silsiledeki bağlılarına dua ve himmetiyle erişmeye devam etmektedir.Ruhu için fatiha.

 Dr. Ahmet Cemil

 

Yasal Uyarı: Yayınlanan yazının tüm hakları  celcelutiye.com sitesine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan metin aktif link verilerek kullanılabilir.

 
  Copyright Celcelutiye.com © 2008 - 2014
Hersey Sevmekle Baslar..